Close

Güvenlik Unsurlarının Yeteneklerinin Artırılmasında Genetik Optimizasyon

Bireysel performansı genetik yetkinliklere düzenlenmiş asker, polis, istihbarat mensuplarının sorumluluğu arttırılmış görevlerde, stres etkileri ve hayatta kalma riskleri azaltılarak mücadele etkinliklerinde başarılı olmaları planlanıyor.

Asker, polis, istihbarat mensuplarının özel görevlerde başarılı olmaları nasıl sağlanıyor?

21. yüzyılın en dinamik alanı olan biyoteknolojik araştırmalar, uzmanlarının dahi takip etmekte zorlandığı bir hızda gelişmeye devam ediyor. 2000 yılında insan genom diziliminin tamamlanmasının ardından; günümüzde sadece ABD pazarında doğrudan tüketiciye genetik test pazarı, 2018 yılı verisiyle 22 Milyar Dolar seviyelerine ulaşmıştır. Bireyler, yetenek, davranış-karakter, ilaç duyarlılığı, hastalık yatkınlığı, spor, fitness, beslenme, cilt, güzellik, soy ağacı gibi hususlarda DNA testleri ile hayatlarını doğru programlayıp kaliteli bir yaşamın planlamasını yapmaya başladılar. Benzer şekilde siviller arasında genetik testlerin kullanımının yaygınlaşmasıyla devletlerde (ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda) özellikle güvenlik unsurlarının (Ordu, Emniyet, İstihbarat) yeteneklerini artırmak için genetik analizlerin sunduğu faydaları kullanmaya başladılar.

Güvenlik unsurlarının güçlendirilmesi için biyoteknolojik araştırmalar;

  • Algılama Yöntemlerinin Geliştirilmesi, (DNA Çipleri, DNA Bilgisayarları vs.)
  • İnsan Kaynakları Yönetimi, (Yetenek Tespiti, Doğru Görevlendirme vs.)
  • Görev Etkinliğini Artırmak,
  • Biyolojik Saldırı Unsurlarından En Az Seviye Etkilenmek-Etkilenmemek,
  • Personelin PTSB benzeri Travmaların Üstesinden Gelmelerini Sağlamak,
  • Personelin Sağlık Yönetimi, (Hastalık Yatkınlığı, İlaç Duyarlılığı vs.)
  • Sportif Eğitimlerinin Optimizasyonu,
  • Beslenme Programlarının Optimizasyonu, (İşlevsel Yemekler vs.)
  • Gen Dopingi İle Yetkinliklerin Güçlendirilmesi,
  • Kamuflajın Artırılması İçin Biyomalzeme Araştırmaları,
  • Protein Tabanlı Cihazların Geliştirilmesi,
  • Genomik ve Proteomik Araştırmalar,
  • Biocompatin Araştırmaları,
  • Doku Mühendisliği Araştırmaları,
  • Ani Şoklara Karşı Genom Temelli Hızlı Tedaviler,
  • Yaralanmış Personellerin Hızlı Tedavileri

gibi bir çok alanda yoğunlaşmıştır.

Biyoteknoloji alanındaki birçok gelişme başlangıçta tıbbi uygulamalar için tasarlanacağı öngörülse de güvenlik unsurlarının personellerinde de bireysel olarak terapotik ve genomik hususlarda da araştırmaların arttığı gözlemlenmiştir. Böylece bireysel performansı genetik yetkinliklere düzenlenmiş asker, polis, istihbarat mensuplarının sorumluluğu arttırılmış görevlerde, stres etkileri ve hayatta kalma riskleri azaltılarak mücadele etkinliklerinde başarılı olmaları planlanıyor. Bu bağlamda personellerin seçimlerinde, eğitimlerinin geliştirilmesinde, yeteneklerinin yönetiminde, beslenme programlarının iyileştirilmesinde uygulanan yöntemleri desteklemek sonuçlarından maksimum fayda elde etmek için gen ifadesi izleme tekniklerindeki ticari gelişmelerden faydalar sağlanabilmesi mümkündür.

Bu hususta ABD Savunma Bakanlığı’nın 2010 yılı Aralık yayında yayınladığı “The $100 Genom: Implications for The DOD” adlı raporda: biyoteknoloji alanındaki hızlı gelişmelerden faydalanmak adına, askeri personellerin insan kaynakları faaliyetleri için ABD ordusundaki herkesin DNA analizleri yaptırmasının önemine işaret ediyor. Express’in haberine göre ise; artık ABD ordusunun, genetiği değiştirilmiş bir süper asker neslini oluşturmaya çalıştığını biliyoruz.

İlk olarak 1970 yılında ABD Deniz Kuvvetleri, askerleri için eğitimlerde ani ölüm risklerine karşı SCT (Orak Hücre Anemisi) için gen taraması yapmıştır. Sonucunda ise, özel kuvvetler, havacılık, dalış, yüksek irtifa paraşütçüleri gibi birimlerin eğitim programlarını düzenlemiştir. Özel operasyon görevlendirmelerinde de ABD ordusu, DNA verilerinden yararlanıyor. Örneğin; RYR1’de mutasyon taşıyan askeri personel ısıya bağlı yaralanmalara ve bayılmalara daha duyarlıdır. Aşırı sıcak ortamlarda personelin genotipinin önceden bilinmesi, yorucu fiziksel aktiviteye ve sıcağa maruz kalmasını sınırlandırarak eforlu rabdomiyoliz geliştirme ihtimalini azaltılıp görev başarısı artırılabilmektedir. R.Yanovich’in İsrail ordusu askerlerinde yaptığı araştırmalarda; RANK, RANKL, OPG, NR3C1, ANKH, VDR, ROR2, CALCR, IL6, COL1A2, CBG LRP4 gibi genlerin stres kırığı ile ilişkileri inceleyip sonrasında da ordu personellerin antrenman programları ve görev yetkinlikleri bu tip faktörlere göre belirlenmiştir.

2012 yılında Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD askeri uzmanlarının, Batı’nın biyoteknolojik yönüne karşı koymak için yeni bir tür silah geliştirme konusunda gizemli bir söz vererek; geleceğin ordularının “genetik” ve “biyopsikofiziksel” bilimi içeren yani fiziksel prensiplere dayalı silahlara ihtiyaç duyan yapılar olacağının altını çizmiştir. Express tarafından 2017 yılında yayınlanan bir habere göre ise; Çin Halk Cumhuriyeti’nin, genetik altyapıları güçlendirilmiş hiper-kaslı köpekler geliştirdikleri ve Çin Ordusu’nda genleri güçlendirilmiş süper insanlar oluşturmak için Çin Gizli Askeri Tıp Bilimler Akademisi’ne araştırma görevi verdikleri aktarılmıştır. Ancak 2013 yılında “Special Operation Report and Research – SOFREP” yayınına göre; Çin Halk Cumhuriyeti’nin atletler ve askerler üzerinde gen dopingi, eğitimlerinde ve beslenmelerinde genetik verilere göre optimizasyon üzerinde çalıştıklarından haberdar olmuştuk. Aslında aynı dönemlerde “USA – The Joint Special Operations Command (JSOC)” yani ABD Ortak Özel Harekât Komutanlığı’nın da operasyonel ihtiyaçlar çerçevesinde benzer genetik araştırmaların yapılıp başarılı olduğunu eski asker, araştırmacı-gazeteci Jack Murphy’in özel haberlerinden biliyoruz.

Florida Eyalet Üniversitesi’nden Kevin Beaver ve arkadaşlarının ABD ordusunda askerlik mesleğine alımlarda genetik faktörlerin rolü üzerine yapmış oldukları araştırmada; gönüllü olarak askere katılımlarda genetik verilerin %82 etkili olduğunu ve başarılı bir askerlik profili için bireyin genetik verilerine göre tercihi veya genetik verilerine göre yetiştirilmesinin, görevlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Hakeza, 2008 yılında ABD Genetik ve Kamu Politikası Merkezi’nden Susannah Baruch’un yayınladığı “Civilian and Military Genetics: Nondiscrimination Policy in a Post-GINA World” başlıklı makalesine göre; ABD ordusunda personel alımlarında genetik verilerinin kullanıldığı ve özellikle sağlık yönetiminde bir takım planlamalar yapılmıştır.

ABD Ordu Çevre Hekimliği Araştırma Enstitüsü’nde araştırma fizyoloğu olan Gaffney-Stomberg öncülüğünde bir grup araştırmacı tarafından, askeri eğitim alan gençlerde VDR, DBP, CYP27B1 gibi genleri inceleyerek askerlerin beslenme planları üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Özellikle orduda beslenme programlarının nutrigenetik verilere göre planlaması performansı artırabileceği gibi ABD ordusunda temel eğitimler de ABD Ordu Çevre Hekimliği Araştırma Enstitüsü’nde araştırılmaktadır. Örneğin; enstitü araştırmacılarından Sonna La, “Angiotensin-converting enzyme genotype and physical performance during US Army basic training.” başlıklı makalesini ve birçok araştırmacının araştırmasını inceleyebilirsiniz.

Güvenlik unsurlarının hem insan kaynakları yönetimi, hem beslenme ve spor eğitimleri, genetik yapılarına göre optimize edildiğinde; bilişsel ve fiziksel performanslarında olumlu bir artış sağlanarak görevlendirmelerde başarı sağlandığına dair birçok akademik araştırma mevcuttur. Bu araştırmalarda bizlere, güvenlik unsurlarının biyo-savunma mekanizmalarının güçlendirilmeye çalışıldığı bir döneme girdiğimizi gösteriyor.

Ahmet Vedat KARACA
Nörobilim Uzmanı